Top
Akİl Küpü – Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencileri Uygulama Sitesi
fade
2862
home,page-template,page-template-blog-expanding-tiles,page-template-blog-expanding-tiles-php,page,page-id-2862,eltd-core-1.0,eltd-boxed,flow-ver-1.0,,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-grid-1480,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-ajax-search,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-4.11.2,vc_responsive

Kadın İstihdamının Tarihsel Gelişimi

Sanayi devriminin 18. ve 19. yıllarda gerçekleşmesiyle tarım sektöründe ve sanayide büyük ölçüde dalgalanmalar meydana gelmiştir. Kırsal alanlardan kentsel bölgelere yapılan göçler artış göstermiş ve bu değişimle birlikte  kadın çalışan oranlarında değişimler gözlemlenmiştir. Kadınların çalışma hayatına katılımı, hizmet sektöründe yer alması sanayileşmeyle paralel olarak gelişme gösterdiğini söyleyebiliriz. Tarım toplumunda kadınlar ücretsiz aile işçiliği niteliği konumundayken, sanayi toplumuna geçildiğinde kadınlar ücretli çalışan konumunda bulunmaya başlamışlardır. Kadınların hizmet sektöründeki çalışma oranları ülkelerin gelişmişlikleriyle de doğru orantılıdır. Gelişen ülkelerdeki kadın çalışanlar gelişmekte olan ülkelere göre daha fazladır. Bu farklılığın sebebi ise ; ülkelerin ekonomik ve sosyal yapısıyla ilintilidir. Gelişmiş ülkelerde, sosyal güvencenin oluşması ve kadın işçiye verilen ücretlerin daha iyi olduğundan kadın işçilerin hizmet sektöründe yer almalarını teşvik etmektedir. Ancak gelişmemiş ülkelere bakıldığında durum daha farklı şekilde gözlemlenmektedir. Geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde ekonominin gelişememesi, eğitim düzeyinin düşük olması ve sosyal yapıdan kaynaklanan; ataerkil sistemin yaratmış olduğu cinsiyetçi yapının kadının hizmet sektöründe çalışmasını zorlaştırmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin devam ettiği gelişmekte olan ülkelerde refah seviyesinin yükseltilmesi ve ülkenin kalkınmasının sağlanması için kadın istihdamı gerekli bir olgudur.
Türkiye de kadın istihdamındaki değişim her dönem farklı olarak gözlenmektedir. Gözlenen bu farklılık savaşlar, kentleşme, eğitim düzeyi ve sosyal yapıdan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de kadınlarıcalisan_kadin_shuttern iş gücüne katılımı I. Dünya savaşında artmıştır. Kadınların iş gücüne katılımının temel sebebi; I. Dünya savasıyla ülkede oluşan ekonomik kriz ve erkeklerin savaşa katılımlarından dolayı ülkede işçi gücünün azalmasından dolayı kadın çalışana ihtiyaç duyulmasından kaynaklanmaktadır. Ancak savaşın bitimine yakın erkeklerin ordudan terhis edilmesiyle kadın ev işlerine dönmüştür. 1950′ li yıllara gelindiğinde kırdan kente yaşanan göçlerin kentleşmeyi beraberinden getirmiş ve toplumsal yapıda değişikliklere neden olmuştur. Kırdan kente göçle birlikte kent yaşamına ayak uydurmak zorunlu hale gelmiştir. kentleşmedeki yaşamla beraber aile içinde yapısal değişiklikler, kadının farkındalığını kazanması,  kadının çalışma yaşamındaki yerini belirlemiştir. Ancak; kadının çalışma hayatına katılımı yüksek oranda olamamıştır. Bunun da temel sebebi; erkek egemen zihniyetin geleneksel yapısının tam olarak bozulamaması  kadının yerinin evi olduğu ve ev işleriyle ilgilenilmesi gerektiği düşüncesiydi. Ayrıca o dönemde kadınlara verilen hakların, çalışma özgürlüğünün teoride var olup uygulamaya konulamaması yine toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yıkılamamasından dolayıdır. 1950  yıllarından 2000 yılları arasında kadın iş gücündeki katılımın artmamış aksine kimi zaman düşüler gözlemlenmiştir. Ülkemizde kadınların işgücüne katılımının sayısal verilerine bakıldığında;  oranların düşük olduğu ve giderek daha da düştüğü gözlenmektedir. 1990 yılında % 34 civarında olan kadınların işgücüne katılım oranı, 1995 yılında % 30,6’ya, 2000 yılında % 26,6’ya, 2004 yılında ise % 25,4’e düşmüştü. Yine Türkiye’de kadınların sektörlere göre dağılımına bakıldığında, yoğunlukla istihdam edilen alanın yine tarım sektörüdür. Toplam kadın çalışanlar içinde tarım sektöründe çalışanların oranı 1970 yılında % 90,3; 1980 yılında % 87,9; 1990 yılında % 82,3; 2000 yılında ise % 75,7 olmuştur. Bu oran giderek düşme eğilimi gösterse de, diğer sektörlerle karşılaştırıldığında aradaki farkın çok büyük olduğu görülmektedir. 2000 yılı itibariyle çalışan kadınların % 6,7’si sanayi sektöründe, % 0,2’si inşaat sektöründe , % 17,4’ü hizmetler sektöründe çalışmaktadır. 2000’li yıllardan sonra  TUİK iş gücü istatistiklerine göre ; erkeklerin iş gücüne katılma oranı 2004-2013 yılları arasında % 70′ ler düzeyinde kadınlar ise; % 20 oranlarından % 30 oranlarına yaklaşmıştır. Tarımsal alanlardan kadınların iş gücüne katılma oranında ise yıllara göre azalma gerçekleşmiştir. 2004 yılında % 50.8 iken 2013 yılında bu oran % 37′ e gerilemiştir.
Kadınlara sağlanan eğitim seviyesinin arttırılması kadının iş gücüne katılımını da arttırdığı gözlenmektedir. sayısal örneklere baktığımız da bunu net olarak görebiliriz. 2013 Mart ayı hane halkı işgücü anketi sonuçlarına göre; yüksekokul mezunlarının işgücüne katılım oranı % 80,7, lise ve dengi okullar için % 52,5, lise seviyesinden düşük eğitim alanlar % 47,2’dir. Dünya Bankası, 2013 raporuna göre, ülkemizde 2009 krizi sonrası yaratılan işlerin çoğunluğu nitelikli işlerdir: İstihdam artışı en çok hizmet sektörü ve kayıtlı sektörde gerçekleşmiştir ve yaratılan net istihdamın büyük bölümü hem erkekleri hem de kadınları etkilemiştir. Bu gruptaki çalışanların büyük oranı üniversite eğitimi de almıştır.
Ataerkil sistemin sürdürmüş oluğu geleneksel yapı günümüzde de varlığını devam ettirmektedir. Kadın istihdamının sağlanabilmesi amacıyla bu yapının yıkılması gerekliliği kesindir. Bu nedenle devlet bazı kanunlarla bu yapının önüne geçmeye çalışmıştır. Bu anlamda çıkarılan başlıca kanunlar ;
“Aile reisi kocadır” hükmü değiştirilerek “evlilik birliğini eşler beraber yönetirler.” hükmü getirilmiştir.
Eski Kanunda evlilik birliğini temsil hakkı, bazı haller dışında kocaya ait iken, Yeni Kanunda evlilik birliğinin temsili eşlerin her ikisine verilmiştir.
Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri hükmü getirilmiştir.
Kadına önceki soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı veren ve 1997 yılında yapılan değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.
Eski Kanunda yer alan eşlerin, çocukların velayetini birlikte kullanacağı, anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin velayeti birlikte kullanacakları hükmü getirilmiştir. Evlilik dışında doğan çocuğun velayeti anneye aittir.
Yeni Kanunda eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Ayrıca maddenin devamında “eşlerin meslek seçiminde evlilik birliğinin huzur ve yararını göz önünde tutması” gerektiği yer almıştır. (Eski Kanunda yer alan kadının meslek seçiminde eşinden izin alacağı hükmü 1990 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir).
Yeni Kanun, vesayeti kabul yükümlülüğünü sadece erkek ve koca için öngören maddeyi kadın-erkek eşitliğini zedelediği için tamamen kaldırmıştır.
Günümüz dünyasına bakıldığında erkekler ve kadınlar arasındaki iş yaşamındaki istihdam halen büyük farklılıklarla devam etmektedir. Erkek egemen sistemin kadına yüklemiş olduğu rol kırılamamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik düzeylerinin iyileştirilmesi refah düzeyinin yükseltilmesi kadın çalışanlara verilecek sosyal güvenceyle sağlanmalıdır.